Akademik Değerlendirme Toplantısı:Belirsizlik Döneminde Altın

Akademik Değerlendirme Toplantısı:Belirsizlik Döneminde Altın

Son yıllarda küresel ekonomide yaşanan belirsizlikler, jeopolitik riskler ve makroekonomik dalgalanmalar, geleneksel ve güvenilir bir liman olan altına yönelik ilgiyi tarihin en yüksek seviyelerine ulaştırdı. Türk Akademisyenler Birliği tarafından düzenlenen panelde Dr. Bilal Bağış ve Dr. Sezer Bozkuş Kahyaoğlu, altının bu yükseliş trendini, arka planındaki yapısal nedenleri ve küresel finansal sistemdeki eksen kaymalarını detaylı bir şekilde masaya yatırdı. Akademisyenler, altın fiyatlarında kırılan rekorların geçici bir dalgalanma olmadığını, aksine küresel finansal sistemdeki yapısal bir değişimin habercisi olduğunu vurguladı.

Bu yapısal değişimin ve altının yeniden yükselişinin arkasındaki en temel nedenlerin başında, özellikle gelişmiş ülkelerin rezerv para birimleri üzerinden yürüttüğü kontrolsüz para basma politikaları geliyor. 2008 küresel finans krizi ve ardından yaşanan pandemi döneminde piyasaya sürülen trilyonlarca dolarlık karşılıksız para, ulusal ve itibari para birimlerine olan güveni ciddi şekilde zedeledi. Bunun yanı sıra, küresel finansal sistemin ve SWIFT gibi mekanizmaların büyük güçler tarafından birer ekonomik yaptırım silahı olarak kullanılması, Rusya ve Çin başta olmak üzere birçok ülkeyi dolar dışı alternatif arayışlarına ve doğrudan altın rezervlerini artırmaya itti.Panelde dikkat çeken en önemli tespitlerden biri de altının klasik anlamda bir “yatırım enstrümanı” olarak değil, yüzyıllardır değerini ispatlamış bir birikim ve koruma aracı olarak konumlandırılması gerektiği oldu.

Tarihsel sürece bakıldığında, 1970’li yıllarda Bretton Woods sisteminin resmen kaldırılmasıyla altının küresel sahnedeki resmi rolü azalmış gibi görünse de merkez bankaları bu değerli madenden hiçbir zaman vazgeçmedi. Günümüzde ise küresel ekonomide tarihi bir eşikten geçiliyor; merkez bankalarının altın rezervleri, 1970’lerden sonra ilk kez ABD doları cinsi rezervlerin üzerine çıkmaya başladı. Amerika Birleşik Devletleri yaklaşık 8-9 bin tonluk devasa stokuyla bu alandaki öncülüğünü korurken, Almanya, Fransa ve İtalya gibi majör ekonomiler de rezervlerini her zaman yüksek tuttu.Türkiye de bu stratejik dönüşümü yakından takip ederek, özellikle 2017-2018 yıllarından sonra yurt dışındaki altınlarını fiziksel olarak kendi topraklarına çekti ve bugün 600 tonu aşan rezerviyle dünyada ilk 10 ülke arasında yer almayı başardı.

Küresel finansal düzenin bu denli çalkantılı olmasının arkasında “Güç Geçiş Teorisi” ve son dönemde belirginleşen “Trump Faktörü” yatıyor. Mevcut uluslararası sistem her ne kadar ABD merkezli dolar düzenine dayalı olsa da Çin gibi yükselen güçlerin sistemi zorlaması ve mevcut hegemonik güçle aralarındaki ekonomik yakınsama, küresel gerilimleri ve krizleri tetikliyor. Bu noktada ABD Başkanı Trump’ın gümrük tarifeleri, küresel ticaret ve Fed başkanlığına yönelik agresif söylemleri piyasaların kimyasını bozarak anlık likidite dalgalanmalarına yol açıyor. Güven ortamının sarsıldığı bu çok kutuplu dünyada, yatırımcıların anlık şoklardan kaçmak için doğrudan altına sığınması kaçınılmaz bir refleks haline geliyor.

Panelde katılımcıların merak ettiği bir diğer önemli konu ise altın ile gümüş ve diğer endüstriyel metaller arasındaki ilişkiydi. Gümüş, özellikle yenilenebilir enerji ve elektronik sektöründeki yoğun kullanımı nedeniyle ciddi bir talep görse de altın kadar istikrarlı bir grafik çizemiyor. Küresel piyasalarda yaşanan bir sarsıntıda altın %10 değer kaybederken gümüşün %30’lara varan oranlarda sert düşüşler yaşaması, altının tarihsel genel kabulünün ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Yatırımcıların kriz anlarında bazen altının da aniden düştüğünü görerek şaşırması ise “Margin Call” (teminat tamamlama çağrısı) mekanizmasıyla açıklanıyor;kaldıraçlı piyasalarda sıkışan büyük yatırımcılar, zararlarını kapatabilmek için ellerindeki en likit ve güvenilir varlık olan altını hızla satıp nakde dönmek zorunda kalıyor. Ancak bu düşüşler kısa vadeli baskılardan ibaret kalıyor ve altın orta-uzun vadede gücünü koruyor.

Geleceğin finansal mimarisi incelendiğinde, sistemin çok kutuplu ve oldukça sancılı bir geçiş döneminde olduğu net bir şekilde görülüyor. Çin, ikili ticaret anlaşmaları ve dijital para hamleleriyle Yuan’ı uluslararasılaştırmaya çalışsa da derin ve likit sermaye piyasaları ile hukuki altyapısı nedeniyle doların yerini kısa vadede tamamen almak oldukça zor görünüyor. Öte yandan, finans dünyası Yapay Zeka (AI), siber güvenlik ve dağıtık piyasa yapıları (blokzincir) gibi teknolojilerle kökten bir dönüşümün eşiğinde bulunuyor. Uzmanların ortak görüşüne göre, finansın ve enerjinin yapay zeka sistemleri içinde yeniden tanımlanacağı bu karmaşık, teknolojik ve dijital gelecekte bile, insanoğlunun en kararlı ve en güvenli korunma kalkanı yine fiziksel altın olmaya devam edecek.

 

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Türk Dünyasında Kamu Diplomasisi

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Türk Dünyasında Kamu Diplomasisi

Türk Akademisyenler Birliği tarafından düzenlenen etkinlikte, Türk dünyasında kamu diplomasisinin önemi, kurumsallaşma süreçleri ve bu süreçlerin gelecekteki Türk birliğine etkileri kapsamlı bir şekilde ele alındı. Toplantının ana konuşmacısı, Türkiye’den Orta Asya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada somut bir Türk dünyası inşa etmenin sosyokültürel yollarını ve geçmişten günümüze bu alanda yaşanan gelişmeleri katılımcılarla paylaştı.

Konuşmada, uluslararası sistemin çökmekte olduğu ve küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği modern dünyada, somut bir Türk dünyası kurma özleminin her Türk vatandaşında ve akademisyeninde var olduğu dile getirildi. Batılı kurumların taraflı işleyişinin özellikle Gazze ve Karabağ savaşlarında açıkça görüldüğünü ifade eden konuşmacı, bu yıkılan sistemin yerine yeni bir düzen kurulurken Türk dünyasının ancak sosyokültürel bir temelle inşa edilebileceğini vurguladı. Siyasi ve ticari ilişkilerin ötesine geçerek toplumsal tabanda güçlü bağlar kurmanın tek yolunun ise kamu diplomasisi olduğu belirtildi.

Batı dünyasının doğu toplumları karşısındaki tarihi üstünlüğünün ve hegemonyasını uzun süre koruyabilmesinin arkasındaki en temel kilit noktanın “kurumsallaşma” olduğu aktarıldı. 2000’li yıllardan itibaren Türk dünyasında ve Arap coğrafyasında çok sayıda kurum kurulmuş olmasına rağmen, bu kurumların çoğunlukla ortak karar alma ve bu kararları uygulama noktasında Batı’nın gerisinde kaldığı ifade edildi. Türk dünyasında gerçek ve somut bir birlikteliğin sağlanabilmesi için kurumsallaşmanın şart olduğu, ancak bunun bugünden yarına değil, uzun vadeli davranış kodlarını içeren bir “kurumsal kültür” meselesi olduğu kaydedildi.

İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünün henüz tam anlamıyla hayata geçirilemediğine dikkat çekilerek, bu vizyonun sözde kalmayıp özde gerçekleştirilmesi gerektiği savunuldu. 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan kurumsallaşma adımlarının, 2000’li yıllarda Yunus Emre Enstitüsü, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı (YTB) ve günümüzde Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ile yeni bir boyut kazandığı hatırlatıldı. Bu kurumların insani diplomasi, kalkınma, kültür ve diaspora diplomasisi gibi çok boyutlu alanlarda Türk dünyasını yakınlaştıran en önemli kurumsal araçlar haline geldiği belirtildi.

Günümüz dünyasının bir sosyal medya toplumu olduğuna değinilerek, Türk dünyasının dijital ve sanal alanda da inşa edilmesi gerektiği, bu doğrultuda İletişim Başkanlığı gibi kurumların medya forumları düzenlemesinin büyük önem taşıdığı ifade edildi. Ayrıca, Türk devletleri arasındaki ticari ve ekonomik ortaklıkların henüz istenen seviyede olmadığı aktarıldı. Bu eksikliği gidermek adına hem kamu diplomasisini hem de hedef ülkenin sosyokültürel yapısını çok iyi bilen “ülke uzmanı kamu diplomatlarına” acilen ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Konuşmanın son bölümünde, Türk dünyasındaki en büyük sorunlardan birinin kısa ve orta vadeli politikalar izlenmesi, hükümet veya bürokrat değişimleriyle projelerin kesintiye uğraması olduğu ifade edildi. Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeden, çok katmanlı kamu diplomasisi faaliyetlerinin ısrarla sürdürülmesi gerektiğinin altı çizildi. Gerçekleştirilen bu akademik buluşmanın kendisinin bile canlı bir kamu diplomasisi örneği olduğunu belirten konuşmacı, kurumsal eksikliğin bulunmadığını, asıl hedefin bu kurumlarda ortak bir kültür yaratarak gelecekteki krizlerde ortak refleksler verebilen siyasi bir Türk dünyası oluşturmak olduğunu ifade ederek sözlerini tamamladı.