Akademik Değerlendirme Toplantısı: Yapay Zeka Metaverse Platformlarını Nasıl Değiştirecek?

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Yapay Zeka Metaverse Platformlarını Nasıl Değiştirecek?

Türk Akademisyenler Birliği’nin düzenlediği değerlendirme toplantısında, Prof. Dr. Vahap Tecim moderatörlüğünde Prof. Dr. Osman Avşar Kurgun, “Yapay Zekâ Metaverse Platformlarını Nasıl Değiştirecek?” başlıklı kapsamlı bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmada, üretken yapay zekanın sanal dünyaları şekillendirme potansiyeli, kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimleri ve dijital dönüşümün geleceğine dair kritik tespitler ele alındı. 

Türk Akademisyenler Birliği, küresel ölçekte bilgi üretiminin belirli merkezlerde yoğunlaştığı bir dönemde, Türk dünyasının tarihsel, entelektüel ve bilimsel birikimini kurumsal bir güç hâline getirme vizyonuyla çalışmalarını sürdürüyor.

 

Ramazan Ayı Özel Panel Programı: Türk Dünyasında Ramazan

Ramazan Ayı Özel Panel Programı: Türk Dünyasında Ramazan

Türk Akademisyenler Birliği Ramazan Ayı Özel Panel Programı düzenledi.

Ramazan ayı, yalnızca bir ibadet dönemi olmanın ötesinde, Türk dünyasında köklü bir kültürel mirasın da taşıyıcısıdır. Türk Akademisyenler Birliği tarafından düzenlenen “Ramazan Özel” programında, farklı coğrafyalardan akademisyenler bir araya gelerek Ramazan’ın toplumsal, kültürel ve edebi boyutlarını kapsamlı bir şekilde ele aldı.

Programda Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’dan katılan akademisyenler, kendi ülkelerinde Ramazan ayının nasıl yaşandığını örneklerle anlattı. Özbekistan’da iftar sofralarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan pilav ve nişalda tatlısı, bu ayın gastronomik zenginliğini yansıtırken; Ramazan öncesi yapılan toplu temizlikler ve çocuklara yönelik geleneksel uygulamalar, toplumsal birlikteliğin önemli göstergeleri olarak öne çıktı.

Kırgızistan’da ise Ramazan, yalnızca bireysel ibadetlerle değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal dayanışma kültürüyle yaşanıyor. Toplu iftar organizasyonları, mezarlık ziyaretleri ve atalara saygı çerçevesinde gerçekleştirilen ritüeller, bu ayın manevi derinliğini ortaya koyuyor. Özellikle “oğuz açarlık” adı verilen toplu iftar geleneği, toplumsal birlik ve beraberliğin en güçlü sembollerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Programın dikkat çeken başlıklarından biri de Türk edebiyatında Ramazan oldu. Klasik dönemden günümüze kadar uzanan süreçte Ramazan’ın şiirlere, ilahilere ve edebi eserlere nasıl yansıdığı örneklerle açıklandı. Ramazaniyeler, ilahiler ve halk manileri, bu ayın edebi dünyadaki izlerini gözler önüne sererken; Yahya Kemal, Mehmet Akif ve Sezai Karakoç gibi önemli isimlerin eserlerinden yapılan alıntılar, Ramazan’ın manevi atmosferini derinlemesine hissettirdi.

Akademisyenler, Ramazan’ın sadece dini bir ritüel değil; aynı zamanda bir “medeniyet pratiği” olduğunu vurguladı. Farklı coğrafyalarda değişen uygulamalara rağmen, ortak değerler etrafında şekillenen bu kültürel miras, Türk dünyasının birlik ve sürekliliğini gözler önüne seriyor.

Bu kapsamlı değerlendirme, Ramazan’ın Türk dünyasındaki çok katmanlı yapısını anlamak isteyenler için önemli bir perspektif sunuyor.

Ramazan Ayı Özel Program: Maturidi Akılcılığı

Türk Akademisyenler Birliği tarafından düzenlenen panel, Ramazan ayının manevi atmosferine ve Doğu Türkistan’da ibadetlerini özgürce yerine getiremeyen Müslümanlara yönelik iyi temennilerle açılmaktadır. Oturum başkanı, İslam düşüncesinde akıl ve nakil dengesini masaya yatırmak üzere panelin ana konuşmacıları olan Prof. Dr. Ali Rıza Gül ve Prof. Dr. Nail Karagöz’ün akademik özgeçmişlerini, özellikle Hanefi-Mâturîdî geleneği üzerine yaptıkları değerli çalışmaları izleyicilere takdim ederek sözü uzmanlara bırakmaktadır.

İlk olarak söz alan Prof. Dr. Ali Rıza Gül, felsefi ve dini açıdan akıl kavramının kapsamlı bir tanımını yapmaktadır. Aklı; insanın kavram üretme, nedensellik ilişkileri kurma, tutarlılık sağlama ve mantıklı çıkarımlarda bulunma yeteneği olarak tanımlayan Gül, bu yetinin bilimsel doğruları inceleyen teorik boyutu ile ahlaki ve hukuki sorumlulukları belirleyen pratik boyutu olduğunu ifade etmektedir. Her şeyi çözebilen sınırsız bir akıl rasyonalizminin aksine, insan aklının veri eksikliği ve belirsizlikler nedeniyle yapısal olarak sınırlı ancak sürekli gelişime açık bir yapıda olduğunu vurgulamaktadır.

Gül, Mâturîdî akılcılığının Batı’da ortaya çıkan ve nakli tamamen dışlayan rasyonalizmden çok farklı bir zeminde durduğunu belirtmektedir. İmam Mâturîdî de dahil olmak üzere hiçbir İslam aliminin kutsal metinleri, yani Kur’an ve hadisi devre dışı bırakarak sırf akılla dini bir sonuca varmayı hedeflemediğini anlatmaktadır. Mâturîdî geleneğinde akıl, Allah’ın varlığının ispatında, kutsal metinlerin doğru yorumlanmasında ve metinde açıkça yer almayan yeni toplumsal meselelere fıkhi çözümler üretilmesinde güçlü bir anlama ve meşrulaştırma aracı olarak konumlandırılmaktadır.

Konuşmasının devamında Gül, Mâturîdî’nin din ile şeriatı birbirinden tamamen kopardığı ve dini yalnızca inançtan ibaret görerek toplumsal kuralları dışladığı yönündeki modern iddialara karşı çıkmaktadır. Mâturîdî’nin tefsirinde ameli, hukuku ve toplumsal düzen kurallarını dinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiğini çeşitli ayetler üzerinden delillendirmektedir. Mâturîdî’nin İslam dünyasında ilk kez dirayet, yani akla ve yoruma dayalı güçlü bir tefsir yazarak çığır açtığını; ne akıl için nakli ne de nakil için aklı feda etmeden muazzam bir denge kurduğunu ifade etmektedir.

İkinci konuşmacı olan Prof. Dr. Nail Karagöz ise Sünni düşünce geleneği içindeki fikir akımlarına odaklanarak Ebu Hanife ve İmam Mâturîdî’nin “Ashab-ı Rey” yani akıl ve rey taraftarı cephesinde yer aldığını açıklamaktadır. Mâturîdî’nin daha eserlerinin başında akıl, nakil (haber) ve duyuları üç temel bilgi kaynağı olarak sistemleştirdiğini aktaran Karagöz, onun eleştirel yöntemine dikkat çekmektedir. Mâturîdî’nin önüne getirilen bir rivayeti sadece güçlü bir isim zincirine dayanıyor diye hemen kabul etmediğini, gelen bilgiyi mutlaka Kur’an bütünlüğüne ve akla uygunluk süzgecinden geçirdiğini, söze odaklanıp söyleyenin otoritesine takılmadığını vurgulamaktadır.

Karagöz, Mâturîdî’nin din ve şeriat alanlarında akıl ile nakil arasında adeta bir alan ayarlaması yaptığını savunmaktadır. Buna göre, hiçbir vahiyle karşılaşmamış bir insan bile sağlıklı bir akıl yürütmeyle Allah’ın varlığını ve birliğini bilmekle yükümlüdür; burası aklın zorunlu alanıdır. Ancak ibadetlerin nasıl yapılacağı, şükrün hangi kurallarla somutlaşacağı gibi ameli ve şer’i konular ihtimallerle dolu olduğundan, burada dışarıdan bir rehbere, yani peygamberlerin getirdiği nakli bilgiye ihtiyaç duyulmaktadır. Mâturîdî’nin kutsal metin yorumlarına kesinlik içeren “tefsir” yerine “tevil” demesi de aklın farklı yorum ihtimallerine alan açma gayesinden kaynaklanmaktadır.

Panelin son bölümünde Karagöz, günümüzde Mâturîdîliği tüm modern dertleri bir anda çözecek sihirli bir formül gibi sunmanın ya da onu tamamen seküler bir kalıba sokmaya çalışmanın doğru bir yaklaşım olmadığını ifade etmektedir. Önemli olanın, Mâturîdî’nin miras bıraktığı akıl-nakil, sabit-değişken ve teori-uygulama dengesini kavramak ve bu metodolojiyi güncelleyerek bugünün sorunlarına taşımak olduğunu belirtmektedir. Ebu Hanife’nin özlü fikirlerini en iyi sistemleştiren ismin Mâturîdî olduğunu hatırlatan Karagöz, geçmişten sadece bir kül yığını değil, geleceği aydınlatacak bir köz alarak ilerlemek gerektiği düşüncesiyle konuşmasını sonlandırmaktadır.