Akademik Değerlendirme Toplantısı: Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki Gelişmeler

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki Gelişmeler

Türk Akademisyenler Birliği’nin haftalık toplantısında Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri jeopolitik, ekonomik ve askeri boyutlarıyla değerlendirdi. Sunumda bölgedeki çatışmaların arkasında enerji, ticaret yolları ve küresel güç rekabetinin belirleyici olduğu vurgulandı.

Toplantıda özellikle Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), Gazze merkezli gelişmeler ve büyük güçlerin bölgedeki stratejik hamleleri ele alındı. Yeni ticaret yollarının güvenliği ile bölgedeki çatışmalar arasında doğrudan ilişki kurulan sunumda, İsrail’in Gazze politikası ve bölgedeki askeri hareketliliğin bu çerçevede okunması gerektiği ifade edildi. Ayrıca Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin konumu, Kıbrıs meselesi ve bölgedeki enerji-jeopolitik rekabetin artan önemi vurgulandı. Kıbrıs’ın askeri ve stratejik açıdan “sabit uçak gemisi” niteliği taşıdığı belirtilirken, bölgedeki ittifakların ve askeri yığınakların Türkiye açısından yeni riskler doğurduğuna dikkat çekildi.

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Eğitimin Geleceği

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Eğitimin Geleceği

Türk Akademisyenler Birliği tarafından düzenlenen etkinlikte konuşan Prof. Dr. Osman Titrek, eğitimin tarihsel dönüşümünü ve yapay zekâ çağında okulun geleceğini masaya yatırdı. Sunumda; çocuk eğitiminden yetişkin eğitimine ve oradan da günümüzün dijital dünyasında öne çıkan bireysel öğrenme modellerine uzanan geniş bir çerçeve çizildi.

Evrilen Eğitim Yaklaşımları Eğitim biliminin tarihsel süreç içerisinde üç ana kavram etrafında şekillendiği belirtildi. İlk olarak ortaya çıkan ve çocuk eğitimine odaklanan pedagoji, doğası gereği öğretmen ve konu merkezli bir yapı sundu. Sanayi Devrimi ve dünya savaşlarının ardından iş gücü piyasasının değişmesiyle, yetişkinlerin ihtiyaç odaklı ve gönüllü öğrenme süreçlerini tanımlayan andragoji kavramı önem kazandı. Günümüzde, özellikle 2000’li yıllardan sonra bilişim teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte ise hetagoji (kendi kendine öğrenme) dönemi başladı. Hetagojik yaklaşıma göre artık birey, öğrenme süreçlerinin tamamen merkezinde ve kendi öğrenme stratejilerinden sorumlu ana aktör haline geldi.

Pedagoji: Öğretmen merkezli, hiyerarşik ve dışsal motivasyona dayalı bir süreç olarak işledi.

Andragoji: Yetişkin odaklı, döngüsel etkileşime sahip ve ihtiyaç temelli bir yapı barındırdı.

Hetagoji: Öğrenen özerkliğine dayanan, doğrusal olmayan ve bağımsız bir model olarak öne çıktı.

Yapay Zekâ Çağında Okulun Geleceği Bilgi üretim hızının muazzam bir seviyeye ulaştığı ve 1920’lerde bir yılda üretilen bilginin günümüzde neredeyse 72 saatte üretildiği vurgulandı. Bu baş döndürücü hız karşısında geleneksel okul yapılarının ve müfredatların mevcut kuşağın ihtiyaçlarına yanıt vermekte yetersiz kaldığı ifade edildi. OECD raporlarına da atıfta bulunularak, yapay zekânın “yeni elektrik” olarak hayatın her alanını ve eğitim sistemlerini kökten dönüştüreceği kaydedildi.

Gelecekte öğretmenlerin artık “her şeyi bilen” konumundan çıkıp, öğrencilere öğrenmeyi öğreten birer rehber ve koç pozisyonuna evrilmesinin kaçınılmaz olduğu anlatıldı. Yapay zekâ risklerine ve değişen meslek gruplarına karşı çocukları korumanın yolunun, onlara öz yönetim becerisi kazandırmaktan geçtiği belirtildi. Sonuç olarak, yeni nesle her şeyden önce kendi hayalleri doğrultusunda kendi başarı hikayelerini yazmayı öğretmeniz gerektiği aktarılarak sunum tamamlandı.

Akademik Değerlendirme Toplantısı: İnsan Hakları Epistemesinin Dönüşümü

Akademik Değerlendirme Toplantısı: İnsan Hakları Epistemesinin Dönüşümü

Türk Akademisyenler Birliği’nin haftalık toplantısında insan hakları, klasik hukuki çerçevenin ötesinde ele alındı. Sunumda, insan haklarının yalnızca bir koruma mekanizması değil, aynı zamanda modern dünyanın bilgi ve iktidar yapılarıyla iç içe geçmiş bir sistem olduğu vurgulandı.

Toplantıda insan haklarının tarihsel gelişimi, kurumsallaşma süreci ve küresel ölçekte geçirdiği dönüşüm akademik bir perspektifle değerlendirildi. İnsan hakları eğitiminin eleştirel bilinç üretmek yerine mevcut normları yeniden üretebileceği, küresel sistemde ise seçici uygulamalar nedeniyle bir meşruiyet krizinin ortaya çıktığı ifade edildi. Ayrıca eşitlik ve ayrımcılık konuları çerçevesinde insan hakları söyleminin kendi içindeki çelişkilerine dikkat çekildi.