Akademik Değerlendirme Toplantısı: Eğitimin Geleceği

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Eğitimin Geleceği

Türk Akademisyenler Birliği tarafından düzenlenen etkinlikte konuşan Prof. Dr. Osman Titrek, eğitimin tarihsel dönüşümünü ve yapay zekâ çağında okulun geleceğini masaya yatırdı. Sunumda; çocuk eğitiminden yetişkin eğitimine ve oradan da günümüzün dijital dünyasında öne çıkan bireysel öğrenme modellerine uzanan geniş bir çerçeve çizildi.

Evrilen Eğitim Yaklaşımları Eğitim biliminin tarihsel süreç içerisinde üç ana kavram etrafında şekillendiği belirtildi. İlk olarak ortaya çıkan ve çocuk eğitimine odaklanan pedagoji, doğası gereği öğretmen ve konu merkezli bir yapı sundu. Sanayi Devrimi ve dünya savaşlarının ardından iş gücü piyasasının değişmesiyle, yetişkinlerin ihtiyaç odaklı ve gönüllü öğrenme süreçlerini tanımlayan andragoji kavramı önem kazandı. Günümüzde, özellikle 2000’li yıllardan sonra bilişim teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte ise hetagoji (kendi kendine öğrenme) dönemi başladı. Hetagojik yaklaşıma göre artık birey, öğrenme süreçlerinin tamamen merkezinde ve kendi öğrenme stratejilerinden sorumlu ana aktör haline geldi.

Pedagoji: Öğretmen merkezli, hiyerarşik ve dışsal motivasyona dayalı bir süreç olarak işledi.

Andragoji: Yetişkin odaklı, döngüsel etkileşime sahip ve ihtiyaç temelli bir yapı barındırdı.

Hetagoji: Öğrenen özerkliğine dayanan, doğrusal olmayan ve bağımsız bir model olarak öne çıktı.

Yapay Zekâ Çağında Okulun Geleceği Bilgi üretim hızının muazzam bir seviyeye ulaştığı ve 1920’lerde bir yılda üretilen bilginin günümüzde neredeyse 72 saatte üretildiği vurgulandı. Bu baş döndürücü hız karşısında geleneksel okul yapılarının ve müfredatların mevcut kuşağın ihtiyaçlarına yanıt vermekte yetersiz kaldığı ifade edildi. OECD raporlarına da atıfta bulunularak, yapay zekânın “yeni elektrik” olarak hayatın her alanını ve eğitim sistemlerini kökten dönüştüreceği kaydedildi.

Gelecekte öğretmenlerin artık “her şeyi bilen” konumundan çıkıp, öğrencilere öğrenmeyi öğreten birer rehber ve koç pozisyonuna evrilmesinin kaçınılmaz olduğu anlatıldı. Yapay zekâ risklerine ve değişen meslek gruplarına karşı çocukları korumanın yolunun, onlara öz yönetim becerisi kazandırmaktan geçtiği belirtildi. Sonuç olarak, yeni nesle her şeyden önce kendi hayalleri doğrultusunda kendi başarı hikayelerini yazmayı öğretmeniz gerektiği aktarılarak sunum tamamlandı.

Akademik Değerlendirme Toplantısı: İnsan Hakları Epistemesinin Dönüşümü

Akademik Değerlendirme Toplantısı: İnsan Hakları Epistemesinin Dönüşümü

Türk Akademisyenler Birliği’nin haftalık toplantısında insan hakları, klasik hukuki çerçevenin ötesinde ele alındı. Sunumda, insan haklarının yalnızca bir koruma mekanizması değil, aynı zamanda modern dünyanın bilgi ve iktidar yapılarıyla iç içe geçmiş bir sistem olduğu vurgulandı.

Toplantıda insan haklarının tarihsel gelişimi, kurumsallaşma süreci ve küresel ölçekte geçirdiği dönüşüm akademik bir perspektifle değerlendirildi. İnsan hakları eğitiminin eleştirel bilinç üretmek yerine mevcut normları yeniden üretebileceği, küresel sistemde ise seçici uygulamalar nedeniyle bir meşruiyet krizinin ortaya çıktığı ifade edildi. Ayrıca eşitlik ve ayrımcılık konuları çerçevesinde insan hakları söyleminin kendi içindeki çelişkilerine dikkat çekildi.

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Örgüt İklimi ve Mobbing

Akademik Değerlendirme Toplantısı: Örgüt İklimi ve Mobbing

Türk Akademisyenler Birliği bünyesinde düzenlenen çevrim içi etkinlik kapsamında, Osmaniye Korkutata Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Fedai Çavuş, “Örgüt İklimi ve Mobbing (Psikolojik Taciz)” başlıklı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Kurumlardaki çalışma ortamının kalitesini belirleyen unsurların ele alındığı etkinlikte, iş yerindeki huzursuzlukların ve psikolojik tacizin temel nedenleri ile çözüm yolları tartışıldı.

Örgüt İklimi ve Yönetimin Rolü

Konuşmasında ilk olarak örgüt iklimi kavramına değinen Prof. Dr. Çavuş; çalışanların iş ortamına dair hissettiği algı, duygu ve tutumların bütünü olan bu iklimin doğrudan motivasyon, verimlilik ve kurumsal sadakati etkilediğini belirtti. Kurumlarda; destekleyici, yenilikçi, bürokratik ve cezalandırıcı/baskıcı olmak üzere dört farklı iklim modelinin görülebileceğine işaret eden Çavuş, üst yönetimin sergilediği davranışların ve adalet anlayışının bu iklimi şekillendiren en temel faktör olduğunu vurguladı.

Mobbing Nedir ve Nasıl Tanımlanır? Etkinliğin ikinci bölümünde mobbing (psikolojik taciz) konusunu detaylandıran Prof. Dr. Çavuş, bir eylemin mobbing olarak kabul edilebilmesi için şu üç kriterin bir arada bulunması gerektiğini ifade etti:

Süreklilik ve Sistematiklik: Olayın tekil olmaması, genellikle 6 aydan uzun sürmesi ve en az haftada bir tekrarlanması,

Kasıt: Failin, mağdurun psikolojik ve mesleki durumuna bilerek zarar vermeyi hedeflemesi,

Güç Eşitsizliği: Mağdurun hiyerarşik veya sosyal açıdan kendisini savunmakta zorlandığı dezavantajlı bir konumda bulunması.

Mobbingin sadece yukarıdan aşağıya değil; iş arkadaşları arasında (yatay) veya astlardan yöneticilere doğru (aşağıdan yukarıya) da uygulanabileceğini belirten Çavuş; kendini ifade etmeyi engelleme, sosyal izolasyon, itibarı zedeleme, mesleki duruma yönelik saldırılar ve sağlık bütünlüğünü tehdit etme gibi 45 farklı mobbing davranışı olduğunu dile getirdi.

Bireysel, Kurumsal Etkiler ve Çözüm Önerileri Mobbingin bireylerde anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları gibi ciddi sağlık sorunlarına ve aile içi huzursuzluklara yol açtığını; kurumlarda ise yüksek iş gücü kaybı, hata oranlarında artış ve motivasyon çöküşü yarattığını aktaran Çavuş, Türkiye’deki hukuki süreçlerin ve kanıt toplama yöntemlerinin (e-posta, yazışmalar, tanıklar) önemine dikkat çekti.

Prof. Dr. Mustafa Fedai Çavuş, mobbingle mücadelenin en etkili yolunun kurumlarda “sıfır tolerans” politikasının benimsenmesi, şeffaf şikayet mekanizmalarının kurulması ve en önemlisi liyakatli, adil bir yönetim anlayışıyla destekleyici bir örgüt ikliminin inşa edilmesi olduğunu vurgulayarak konuşmasını tamamladı. Etkinlik, katılımcıların soru ve katkılarının ardından sona erdi.